Beynin Sırları (11.Bölüm)

Beynin Sırları (11.Bölüm)

Prof.Dr.Banu Cangöz bizlere Zihnin ne olduğunu, Beyin ve Zihnin farklı şeyler olduğunu, Zihnin ölçülüp ölçülmeyeceğini, Zihin gelişiminde çevresel faktörlerin önemini ve Beden Zihin arasındaki etkileşimin nasıl olduğunu açıklıyor.

Uyanık olduğumuz her saniye beynimiz hiç durmaksızın çevremizi tanıyor ve dünyamızı öğreniyor, hareket ve duyularımızı yönetiyor ve bizi biz yapan şeyleri belirliyor, benzer şeyler yaşıyor, farklı anlamlar çıkartıyoruz. Beyinlerimizin bu işleri ele alışı Beynin Sırlarını oluşturuyor.

Beyninizin siz farkında bile değilken dalmış olduğu işlerin büyük bir çoğunluğunun bilincinde değilsinizdir olmakta istemezsiniz. Denediğiniz şarkıyı berbat etmek istiyorsanız, şarkıdaki enstrümanları tek tek duymaya başlayın. Soluksuz kalmak istiyorsanız, soluk alıp verme işini düşünün yeter. Attığınız topun gol olup olmayacağını tam vurduğunuz anda düşünün, asla gol olmadığını göreceksiniz.

Franz Schoenberner, “Confessions of a European Intellectual” (Bir Avrupa’lı Aydının Itirafları) adlı kitabında şu özdeyişi anımsatmaktadır: “Kırkayağa hangi ayağı ile yürümeye başladığını sorduklarında felç olmuş!”

kirkayak

Bir Zen şiiri Kırkayak örneğini şöyle anlatıyor:
Kırkayak mutlu ve sakindi,
Ta ki karşısına bir kurbağa çıkıp
Şakayla karışık, söyle bakalım
Hangi ayak hangisini takip eder
Diye soruncaya kadar.
Bu kırkayağın kafasını
Öyle bir karıştırdı ki
Dikkati dağıldı zavallının
Ve bir hendeğe yuvarlanıverdi
Nasıl yürüyeceğini düşünerek.

ZİHİN
Bellek Süreçleri, Bilişsel Psikoloji, Bilişsel Nöropsikoloji ve Klinik Nöropsikoloji gibi konularda uzmanlaşmış bir isim olan Hacettepe Üniversitesi Psikoloji A.D. Öğretim Üyesi ve Ankara Üniversitesi Beyin Araştırmaları Merkezinde Araştırmacı olan Prof.Dr.Banu Cangöz’e göre;

“Bellek, zekâ, dikkat, algılama, problem çözme, kavrama, saldırganlık, kıskançlık yani bunu çok bilimselden başlayıp çok gündelik hayata yayabileceğimiz pek çok işlevin kaynağı zihin, beynin bir ürünüdür. “

Beyinsel süreçler denildiği zaman, bu süreçlerin beynin ürettiği her şeyi kapsadığını söylemek mümkün.

Prof.Dr. Banu Cangöz
“Ama buradan “Beyin eşittir Zihin” anlamı çıkmamalı. Ama Beyinsiz bir zihin düşünülemez anlamı çıkmalı.. İnsanı insan yapan gündelik hayatımızı sürdürmemizi sağlayan hemen hemen her şeye zihin diyebiliriz.”

Zihin eşittir beyin diyemiyoruz ancak beynin çıktılarına zihin diyebiliyoruz. Bu noktada akla gelen ilk soru: Gözle görülebilen beynin yanında onun çıktıları olan zihnin görüntülenip görüntülenemediği..

zihin

Prof.Dr. Banu Cangöz
“Zihnin ölçülebilir bir şey olduğunu ön plana çıkartmayı istiyoruz. Bunun için biz olabildiği kadar Zihni ölçülebilir ve gözlenebilir bir olgu olarak incelemek istiyoruz. Bunun içinde Zihni objektif olarak değerlendirmek istiyorsanız ölçmeniz lazım yani ben bunu elde ettim diyebilmeniz lazım.”

Nöropsikolojik testlerle dışarıdan çıplak gözle görülemeyen somut olmayan zihinsel işlevler ölçülebiliyor. Böylelikle soyut halde olan zihinsel işlevler somut hale getiriliyor hatta sayılarla bile ifade edilebiliyor.

zihin-ve-beyin

Prof.Dr. Banu Cangöz
“Örneğin bir zeka testinden aldığınız puan şudur diye bir sayıyı söyleyebiliyoruz. Böylelikle soyut ve gözlemlenemez gibi gözüken bir zihinsel olayı, bir takım soru setlerine verilen cevaplarla somutlaştırmış oluyoruz. Böylelikle artık bu gözlenemez, herkes tarafından farklı değerlendirilen bir şey olmaktan çıkıyor. Kişinin zekasını, belliğini, dikkatini, algılama becerisini bu testlerle ölçüyoruz ve bir sayısal değer elde ediyoruz. Bu değerle o işlevin kişide ne kadar olduğunu, x kişisinde y kişisinden daha fazla mı az mı olduğunu, bazende tıp alanlarında bir bozukluk varsa bu bozukluğun miktarını bu şekilde bilimsel olarak somuta indirgeyebiliyoruz. “

Bu soyut kavramların kişiden kişiye göre farklı olmasının sebebi acaba ne ve bu değişimleri yaratan faktörler neler?

Prof.Dr. Banu Cangöz
“Bu tip bilişsel işlevlerde biz belli bir potansiyelle dünyaya geliyoruz yani işin bir genetik boyutu olduğu yadsınamaz Doğuştan getirdiğimiz özellikler zihnimizin ne olacağını belirleyerek önemli bir temel oluşturabilir. Ama ne olabileceğini çevresel koşullar tamamen belirliyor. Çevresel koşullar derken; bunu beslenmeden tutunda karmaşık uyarıcılarla karşı karşıya kalmak, hayat problemleri ile karşı karşıya kalmak, daha çok gezmek, görmek gibi çok değişik bir şeyle değerlendirebiliriz. Aslına bakarsanız bugün geldiğimiz noktada bilimsel olarak zihni daha iyi hale getirmenin yolu sadece kalıtımdan geçmiyor. O çok önemli bir parçası ama kalıtım ve çevrenin ortak etkisidir diyebiliriz. Kalıtımımızda bir değişiklik yapamayacağımıza göre, bugünkü koşullarla çevresel faktörlerde bir iyileştirme yaparak mevcut potansiyelimizi daha iyi hale getirmek gayet tabiî ki mümkün gözüküyor. “

Halk arasında Akıl Hastalıkları olarak nitelendirilen bir takım zihinsel bozuklukların temelinde yatan sebep ne ve sorunlu organ acaba BEYİN Mİ?

dusunen-adam

Prof.Dr. Banu Cangöz
“Aslında davranış bozukluklarının temelininde nörolojik olduğu düşünülebilir. Bütün hastalıkların vücudumuzda bir organı olduğuna dikkatinizi çekeyim. Mesela göz hastalığı dediğimiz zaman kişinin gözünde bir yapısal veya işlevsel sorun var. Kalp hastalığı denildiğinde kalbinde olduğu gibi. Yani somut bir organı var her hastalığın. Ama halk arasında kullanılan bizim pek sevmediğimiz “akıl hastalığı” terimini kullandığınız an şu soru ortaya çıkıyor. Peki bu hastalığın organı nerede? Hemen aklınıza gelebilir ki işte burada beyinde..Ancak öyle psikolojik bozukluklar olabiliyor ki bunların organik bir kaynağı bulunmamaktadır. Yani organik temeli olmaksızın kişinin zihinsel süreçlerinde bozukluk meydana gelebiliyor. İşte bunları açıklamakta yetersiz kalma durumu olabilir. O yüzden biz; zihni kullanmayı, zihnin beynin bir ürünü olduğunu bilmeyi ama beyinden daha fazla bir şey olduğunu hep ön plana çıkarmayı istiyoruz.”

Beyin, Beynin çıktıları olan Zihin ve Beden ilişkisi acaba nasıl?

kukla

Prof.Dr. Banu Cangöz
“Beden ve Zihin birbiri ile etkileşen yani hem birbirini etkileyen hemde birbirinden etkilenen iki oluşum. Şöyle bir örnek belki güzel olabilir. Bir kişi çok kaygı ve stres altında ise o kişide ülser gibi bir fizyolojik rahatsızlık ortaya çıkabilir. Bu ne demektir. Zihinsel bir olay bedensel bir olayı etki etti. Ve kişinin midesinde somut olarak gözlenebilen bir hastalık ortaya çıktı. Bu zihnin bedeni etkilediğine güzel bir örnektir. Ama eğer aralarında bir etki varsa tam tersininde olması gerekir. Yani bedendeki bir bozukluğunda zihini etkilemesi. Bunada şöyle bir örnek verebiliriz. Hiç istemeyiz ama çok genç ve güzel bir hanımın çok genç yaşta kanser olduğunu düşünelim ve çok kısa bir ömrünün kaldığını biliyor. O kişiyi o kadar etkileyebilir ki işte önce depresyon, majör depresyon, şizofreni gibi hatta intihara varan çok ileri bozukluklar ortaya çıkabilir. Buda bedenden kaynaklanan kanser gibi bir olayın zihinsel süreçte nasıl etkilediğini gösteriyor. Demekki sorunun cevabı; Beden Zihini, Zihinde bedeni etkiler. Aralarında kopamayacak bir ilişki insanın varoluşundan beri var.”

Son derece karmaşık olan zihinsel süreçler için bilim insanları sürekli araştırmalar yapsalar da beyni sır dolu bir organ haline getiren en önemli faktörlerden biri olan zihni ve gizemlerini aydınlatmak için çalışmalar henüz yeterli seviyede değil.

noronlar

Prof.Dr. Banu Cangöz
“Pek çok disiplin zihni anlayıp açıklamaya çalışıyor. Bunun tek bir alanın elinde olması düşünülemez. Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde de çok popüler olan “sinirbilimler- neurosciences” denilen bir alan var. Bu alandaki amaç; zihni anlamaya ve açıklamaya çalışan bütün uzmanlar bir araya gelsinler ve herkes bütün uzmanlığını ve bildiklerini ortaya koyarak bu çok karmaşık yapıyı anlamakta iyi bir yol katedelim. Henüz çok mesafede katedilmedi bu alanda.”

“İnsan doğduğundan itibaren ölmek üzere programlanmış yani biyolojik saat doğduğumuz anda ölmeye kurulmuş. İnsan doğduğunda sahip olabileceği en yüksek sayıda sinir hücresi ile dünyaya geliyor ve zamanla bu sayı azalıyor. Şu an ben sizinle konuşurken hem benim hem sizin sinir hücreleri sürekli kayba uğruyor. Bu insan beyninin ölmek üzere programlanmasından kaynaklanıyor. Temel soru şuydu bilim adamları ne yapmak ister? Zihinsel işlevlerdeki bu gerilemeyi durdurmak ister. “

Sosyal Medyada Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.