Beynin Sırları 15: Kimim Ben?

Farklı düşünmemize farklı davranmamıza sebep olan temel zihinsel işlevlerimizin belirli koşullar altında çalışmaya meyilli olması bir anlamda kişiliklerin belirlenmesinde rol oynuyor. Bizi sevecen, romantik, öfkeli, mutlu, mutsuz, cimri, tembel gibi sıfatlar altında olmaya iten kişilikler peki acaba nasıl oluşuyor? Kişilik nasıl tanımlanıyor?

kisilik

Başlıca çalışma alanı psikiyatrik hastalıkların sosyal ve beyinle ilgili nedenlerinin araştırılması olan Doç.Dr.Bora BASKAK’a göre Kişilik; “İnsanların fiziksel görünümlerine baktığımız zaman kimsenin fiziksel görünümünün bir diğeri ile aynı olmadığını görüyoruz. Aslında insanların zihinsel işleyişleride böyle.. İnsanın zihinsel işleyişinin özellikle çevre ile etkileşimini sağlayan zihinsel işleyişinin bazı temel bileşenleri var. Nedir bunlar? Düşünce, duygu, dürtüler ve davranış..İşte bu 4 temel işlevde ta çocukluktan beri ya da ergenlikten beri devamlı belli koşullar altında belli bir şekilde çalışmaya bir meyil oluyor. Kişilik dediğimiz şey aslında tam olarak bu.”

aslihan-donmez

Özel ilgi alanları arasında Nörobilim Bilişsel Davranışçı Terapi, Cinsel Travmada Grup Terapisi gibi konular olan, 2005-2015 yıllarında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyeliği yapan ve şu an NP İstanbul Nöropsikiyatri Hastanesinde Psikiyatri Uzmanı olarak görev yapan Prof.Dr. Aslıhan Dönmez’e göre ise Kişilik; birkaç bileşenin bir araya gelmesi ile oluşuyor.

Prof.Dr. Aslıhan Dönmez
“Kişilik huy ve karakterin bileşiminden oluşuyor. Huy dediğimiz şeye mizaçta denebilir. Aslında genetik olarak getirdiğimiz bazı özelliklerimizdir. Dolayısıyla bunun hayat boyu çok değişme olasılığı yoktur. Bunlar genlerimizde kodlanmıştır. Karakter ise biraz çevrenin etkisinde, yetiştirime tarzımızın etkisinde zamanla geliştirdiğimiz davranış örüntüleridir. Ve çevre etkisi ile geliştiği içinde değişime dirençli değildir. Yani değiştirilebilir özellikleri içerir karakter. Kişilik bunların ikisinin birleşiminden yani genetik olarak gelen huylarımızla çevrenin etkisi ile gelişen karakterimizin bir bileşenidir diyebiliriz.”

Huy ve karakterin bir araya gelmesiyle oluşan kişiliğin belirli koşullar altında belirli bir biçimde çalışmaya meyilli olmasıysa ilginç bir durum.

Doç.Dr.Bora BASKAK
“Cimrilik bir kişilik özelliğidir değil mi? Cimri birisini düşünün! Cimri birisi sabahtan akşama kadar cimri değildir. Bu belli koşullar altında aktive olur. Örneğin bir lokantada hesap ödemesi istendiği zaman cimrilik aktive olur. Nedir aktive olan? Örneğin duygular aktive olur. Korkar parayı ödemekten, ya da düşünceleri aktive olur kafasında devamlı hesap yapar acaba bunu ödersem ayın sonunu nasıl getireceğim diye. Dürtüler aktive olur ve hiç istemez hesabı ödemeyi ve davranış aktive olur eli cebine gitmez.”

Tam da bu noktada şöyle bir soru akla gelebilir. Eğer hepimiz birbirimizden farklı isek o zaman nasıl oluyor da belli bir kişilik tiplerinden bahsedebiliyoruz? Kişilik özellikleri nasıl oluyor da ana başlıklar altında toplanabiliyor?

rainbow

Doç.Dr.Bora BASKAK
“Aslında bunu gökkuşağı örneği ile açıklayabilirim. Gökkuşağının kaç rengi vardır diye sorduğumuz zaman genelde 7 renk var denir ama aslında sonsuz renk vardır gökkuşağında. Ama bu renkler belli bir sıra ile belli bir kuralla bir araya gelirler işte koyu yeşille açık yeşilin arasına aslında kırmızı girmez değil mi? Bunun gibi.. Kişilik özellikleri de belli bir kurallarla bir araya geliyorlar. Örneğin bir insan çok ince eleyip sık dokuyan birisi ise bu insanda takıntı olma ihtimali daha fazla oluyor, ya da bu insanın mükemmeliyetçi bir kişiliği olma ihtimali şansla açıklanmayacak kadar daha fazla oluyor. Bunun gibi..”

Kişilik özellikleri belli gruplar halinde kümelenebiliyor. Ancak hepimizi temelde farklı bireyler yapan tüm kişilik özelliklerimizin oluşması için belli bir takım etmenler sürece dâhil oluyor. Acaba kişilikler nasıl oluşuyor? Ve oluşumuna neler etki ediyor?

Prof.Dr. Aslıhan Dönmez
“Gen ve çevrenin kişilik gelişimi ile etkisi ile ilgili tartışmalar aslında çok uzun zamanlara dayanıyor. Bazı insanlar hepimizin dünyaya bebekken boş bir levha Tabula rasa (Tabula rasa veya tabula rosa John Locke’un ortaya attığı “boş levha” önermesine işaret eder. Bir empirist olan Hume’a göre, zihnimizde doğuştan gelen bir fikir yoktur. Bununla birlikte, Hume, nedenselliğe de karşı çıkar. Şeyler arasında kurduğumuz zamansal ve uzamsal ilişkiler, onların kendilerinde özellikleri değil, bizim deneyimsel alışkanlıklarımızla ilgilidir. (Buradaki “deneyimsel” kavramı bilinçli yürütülmüş bir aşama değil, salt tanıklıktır.) Olgular arasındaki bağıntıları, kendi yöntemlerimizle bilemez, sadece onlara atıflarda bulunuruz.”

“Doğa kurallarla işlemez, formülizasyon sahibi değildir. İnsanlar, doğayı ya da olguları algılayabilmek için, sistemler, formüller, öncelik-sonralık ilişkileri kurarlar.) gibi geldiğimize inanmayı tercih ediyorlar. Hepimizi eşit olarak kabul ediyor bu düşünce. Bazıları da bunun tam tersine çevrenin hiçbir etkisi yok tamamen bizim davranışlarımız kişiliklerimiz genlerimizde kodlanmıştır ve bu şekilde şekillenir diyorlar. Bu ikinci görüşün çürümesi ikiz çalışmaları ile oluyor. Tek yumurta ikizleri genetik olarak aynılar ama farklı çevrelerde büyütülüyorlar. Farklı aileler tarafından yetiştiriliyorlar. Birçok farklı kişilik özellikleri ortaya çıkabiliyor. Eğer sadece gen sorumlu olsaydı, bunların farklı çevrede büyümelerine rağmen aynı özellikler göstermelerini beklerdir. Fakat böyle olmuyor. Günümüzde daha kabul gören görüş ise gen ve çevrenin kişilik gelişiminde birbirine eşit etkisi olduğunu ve birbirleriyle karmaşık bir ilişkisi olduğunu savunuyor.”

gen-ve-cevre

Burada güzel olan şeyse tüm bu etkileşimlerin rastgele olmayışı ve belli bir düzen içerisinde bir araya gelerek kişilikleri oluşturması.

Doç.Dr.Bora BASKAK
“İnsanların küçük bir bölümünde (yüz insanın onu civarında) gördüğümüz bir genetik durum var. Bir nörotransmitter (uyarıcılara tepki) yani beyindeki bir kimyasal madde daha az salgılanıyor bu insanlarda. Bu insanların doğuştan duygusal bir kısıtlılığı oluyor. Çok gülüp çok ağlayan insanlar olmuyorlar. Örneğin bir apartmanda 2 bebek doğsun. Bunlardan bir tanesi böyle olsun bir tanesi ise böyle olmasın. Bir tane bebeğe ne kadar fazla agu bugu yaparsanız yapın bir cevap alamıyorsunuz. Öbürüne ise birazcık bir şaklabanlık yaptığınız zaman bebeğin çok fazla güldüğünü görüyorsunuz. Hangi bebek daha fazla agu bugu tepkisi alır komşulardan? Tabii ki daha fazla katılımcı olan bebek değil mi? Bunun gibi genetik etmen sizin komşuların size ne kadar agu bugu yapacağına belirledi. Komşuların size ne kadar fazla agu bugu yaptığı ya da şefkat gösterdiği ise bebeğin beyninde stres hormonlarının reseptörlerinin sentezlerini etkiliyor. Ve daha az sentezlenmesini sağlıyor. Yani bu sefer ne oldu? Bir çevresel etmen gitti bir geni etkiledi. Bunun gibi milyonlarca yıldır çevresel etmenler ve genetik etmenler birbirine eklene eklene değil, etkileşe etkileşe günümüzdeki kişiliğimizi ortaya çıkartıyor. 20.000 tane genimiz var protein sentezleyen ve sınırsız sayıda çevresel etmenler var. Bunların etkileşimi söz konusu.”

genler

20.000 dolayındaki gen pek çok çevresel etmenle milyonlarca yıldır etkileşe etkileşe sonuçta kişiliğimizi ortaya çıkardı. Peki bu anda tüm bu sistemin kontrolünü elde tutan beyin ne yapıyor? Beyin ve kişilik konusunda ne biliyoruz?

Prof.Dr. Aslıhan Dönmez
“Kişilik dediğimizde aslında bizim bütün duygu, düşünce davranışlarımızı kapsıyor. Ve bizim bütün duygu, düşünce, davranışlarımızı beyin aktivitesinin bir sonucudur. Ve bütün duygu, düşünce, davranışlarımızın beyinde bir yansıması vardır. Dolayısıyla kişiliğin beyinden ayrı bir şey olduğunu söylemek çok mümkün değil. Zaten bunların gelişimleri de paralel. Yani beyin gelişimi ile kişilik gelişimi birbirine paralel oluyor. Özellikle beynin tam olarak olgunlaşmasını ergenlik dönemi sonu hatta erken yetişkinlik döneminin başında tamamladığını biliyoruz. Aynı şekilde kişilikte öyle. Kişilik aslında ergenlik döneminin sonunda ve erken yetişkinlik döneminin başında tam olarak şekilleniyor.”

Doç.Dr.Bora BASKAK
“Kişilikle beynin işlevleri arasında bir ilişki var ama önemli olan soru acaba beyindeki değişiklikler mi bu kişilikleri belirliyor? Eğer beyin statik bir organ olsaydı yani hiç değişmeyen çevreye tepki vermeyen bir organ olsaydı, buna böyle diyebilirdik ama biliyoruz ki böyle değil beyin plastik bir organ. Beyinde değişiyor devamlı, kişilikte değişiyor. Öyleyse birbirine paralel değişen iki şeyden söz edebiliriz. Yani biri diğerinin nedeni değil ama biri diğerinin temsili yani kişilik beynin temsili ya da beyin kişiliğin temsili. Hangisinin hangisini temsili oldu ise insanların kendisine ait hissettiği felsefi konuma göre değişebilir diyebiliriz.”

http://www.trtokul.com.tr/

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TurkeyEnglishFrenchRussia