Beynin Sırları 36: Müzik ve Beyin

Uyanık olduğumuz her saniye beynimiz hiç durmaksızın çevremizi tanıyor ve dünyamızı öğreniyor, hareket ve duyularımızı yönetiyor ve bizi biz yapan şeyleri belirliyor, benzer şeyler yaşıyor, farklı anlamlar çıkartıyoruz. Beyinlerimizin bu işleri ele alışı Beynin Sırlarını oluşturuyor.

Bilim insanlarının son yıllarda edindiği bilgiler gösteriyor ki müzik yalnızca ruhun değil beyninde gıdası. Kelimelerle anlatılamayan duyguların ve düşüncelerin dili olan müzik ve beyin arasında acaba nasıl bir ilişki var? Müzik işlevi beyinde belli bir merkezde mi? Müzik beynin diğer zihinsel becerilerini geliştirmek için kullanılabilir mi? Acaba beyin ve öğrenme arasında nasıl bir ilişki var?

Duyular, görme sistemi, işlevsel beyin asimetrisi konularında EEG yöntemi ile çalışan ve Ankara Üniversitesi Beyin Araştırmaları Merkezinin kurucularından, aynı zamanda Merkez Müdür Yardımcısı olan Canan KALAYCIOĞLU müzik denildiğinde ilk olarak işitmeyle ilgili bilgilerin paylaşılması gerektiğini düşünüyor.

“Bir ortamda titreşen moleküller grubu varsa ve bu titreşimler düzenli bir şekilde belli bir saniyede (20’nin üzerinde ise) 20-20.000 arasındaki titreşimleri biz ses olarak algılıyoruz. Nasıl gerçekleşiyor? Bu titreşimler iç kulağımıza ulaşıyor. İç kulağımızdaki sinir hücrelerini uyarıyor. Sinir hücreleri bu titreşimleri elektriksel enerjiye dönüştürüyor. Yani elektrik üretiyorlar. Bu elektrik sinyalleri de beynimize iletiliyorlar.”

Kabaca işitme bu şekilde gerçekleşiyor. Peki, acaba biz sesleri hatta notaları nasıl ayırt edebiliyor, müziği ve sesi beynimizde nasıl algılayabiliyoruz?

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU
“Müzik aletlerinin sesi, insan sesi hatta hayvan sesleri bunlar kompleks karakterde seslerdir. Yani farklı sinüzoidal dalgalar üst üste birikerek üst üste gelerek eş zamanlı olarak bu kompleks sesleri oluşturuyor. Mesela akort düdüğünün “Do” sesi  440 Hertz (Hz)’lik bir sestir.  Ama buna karşılık bir gitarın ya da bir piyanonun 440 Hertz’lik “Do” sesinin altında 220 Hertz’lik, 110 Hertz’lik, 55 Hertz’lik seslerde var. Bu sesler üst üste gelerek bizde “Do” duygusunu oluşturuyor. “Do” sesini tanımamızı sağlıyor. Mesela bir gitarın sesi iç kulağımıza ulaştığı zaman biz bu 440 Hertz’in 220 Hertz’i bir başka hücreyi uyandırıyor 110 Hertz’i ise başka bir hücreyi uyarıyor. Yani kompleks sesi, bileşenlerine saf seslere ayırarak beyine iletiyoruz. Bu seslerin beyinde ilk gittiği bölgede beynimizin yan kısımları olan temporal lob. Bu bölgelerde de benzer şekilde 440 Hertz ile uyarılanla 220 Hertz ile uyarılan nöron grupları birbirinden farklıdır.”

Farklı çalışan bu nöron grupları öyle bir sonuç ortaya çıkarıyor ki beynimiz önce sesleri ayrıştırıyor sonra tekrar birleştiriyor ve anlamlandırıyor. Bu şekilde bu piyano sesi, bu gitar sesi gibi ayırımlara varabiliyoruz.  Müziği bu anlamda tanımladığımızda ise tamamen karmaşık demek mümkün.

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU
“Neden karmaşık? Çünkü farklı sesler bir araya gelerek belli bir dizi içerisinde ve belli bir zamanlama ile sunulduğu zaman bunu müzik algısı olarak yorumluyoruz. İnsanda özelikle müzik algısının ön planda olduğunu, ilkel çağdan beri insanların müziği kullanmalarından biliyoruz.”

Müzik söz konusu olduğunda acaba beynin hangi bölgelerinden söz etmek mümkün?

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU  
“İşitsel diğer uyarılar gibi, sesler gibi önce temporal loba geliyor, Temporal lobtan sonra müzik uyarısının dağıldığını görüyoruz. Zaman içerisindeki değişiklerin ayırt edilmesi ile ilgili kısımları, ritimle ilgili kısımları daha çok parietal loba beynin arka tarafına gidip oradan beynin ön kısmına doğru geliyor. Buralarda da motor alanları var. Yani öyle gözüküyor ki biz müziği diğer ritim duygusu ve zamansal analiz gibi motor sistemle birlikte işliyoruz. Hareketlerle birlikte işliyoruz.”

Buna karşılık bir melodiyi hatırlama, tanıma, o melodinin neyle ilişkili olduğunu bilme gibi yönlerden beynin farklı bölgeleri sorumludur.

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU 
“Temporal lobtan inferial temporal (temporal lobun daha aşağı kısımlarına) oradan frontal bölgelere gidiyor yine. Bunlarda müziği anlamlandırma tanımlama ilgili bölgeler. Ve aynı zamanda da duygularla ilgili limbik sistemde zengin bağlantıları var. Böylece biz müzikle birlikte o duyguları hissediyoruz.”

İnsanlarda dil yeteneği ve müzik algısı arasında bir takım benzerliklerden söz etmek mümkün. Dil ve müzik algısı insanlarda üst üste binmiş durumda. Böyle olsa da dil ve müzik arasında bir takım farklılıklardan söz etmek mümkün.

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU  
“Dil daha çok insanların büyük bir kısmında sol tarafta yerleşmişken müziğin biz daha çok sağ tarafta yerleştiğini görüyoruz. Sağ tarafın hasarında ya da sara hastalığında, bu hastalığın devam etmesine bazen hiçbir şekilde engel olamıyorsunuz. O zaman ya da tümör olduğu zaman beynin o bölgesini çıkarmak zorunda kalıyorsunuz.  O zaman görüyoruz ki biz sol tarafı tutan bu tür hastalıklarda solu çıkardığımız zaman müzik algısı çok değişmiyor ama sağı çıkardığımız zaman ciddi bir etkilenme ortaya çıkıyor.”

Tam da bu noktada yapılan araştırmalar gösteriyor ki müziğin melodisi artış, iniş ve çıkışları daha çok beynin sağ tarafında işlenirken zaman içerisindeki değişiklikler, sözler, vurgular ya da sözlerdeki beynin sol tarafında işleniyor.

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU 
“Müzik beyinde sözel işlevlerle benzer bölgelerde yerleşmiş olduğundan birbirini etkiliyor gibi gözüküyor. Müzikle uğraşan müzisyenlerde ya da profesyonel olarak müzikle uğraşan kişilerde sözel yeteneklerin de daha gelişmiş olduğunu görüyoruz biz.”

Müzik yeteneği doğuştan mı geliyor yoksa sonradan gelişebiliyor mu?

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU 
“İkisinin de yanıtı evet aslında. Müziğin doğuştan gelen bir yetenek olduğunu gösteren çok sayıda bulgu var. Çünkü müzisyen aileler var tarihte. Ayrıca hiç müzik eğitimi almamış olsa bile bazı çocuklarının diğer çocuklara göre tınıları, tonları daha iyi ayırt ettiğini gözlüyoruz. Tam tersi de geçerli. Kimi zaman da bütün eğitiminize rağmen çocuk hiçbir şekilde tınıları ayırt etmeyi öğrenemiyor. Bunlar bize müziğin doğuştan geldiğini, doğuştan bir müzikal yetenek olduğunu gösteren ipuçlarıdır.”

Müzik yeteneği sonradan geliştirilebiliyor. İşin en ilginç yanı müzikle beynin yapısı değiştiriliyor.

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU
“Mesela müzisyenlerin beyinlerinin tonları ayırt etme ile ilgili bölgeleri daha geniş bölgelerdir. Ve daha dilsel bölgelere sözel bölgelere doğru genişlemiş bölgeler olduğu gözüküyor yapılan çalışmalarda. Bunun yanı sıra 3-4 haftalık bir sürede bile müzik aleti çalmayı öğrenmek beyinde belirgin  aktivite değişikliklerine neden oluyor.”

Bir kişinin müzik dinlediği sırada çeşitli görüntüleme yöntemleri ile beynine bakılsaydı acaba nelerin değiştiği görülürdü?

Prof.Dr.Canan KALAYCIOĞLU 
“Bir çok çalışma işleyen beyni görüntülemek için kullanılıyor. Zamansal olarak bize çok büyük bilgi sağlayan yöntemlerden biri olan Elektroensefalografi (EEG) beyin hücrelerinin ürettiği elektrik sinyallerini kaydettiğimiz bir yöntemdir. Elektroensefalografi yöntemi ile müzikteki zaman içerisindeki değişiklerin beyni nasıl etkilediğini doğrudan gözlemleyebiliyoruz.”

“Beynin aktif olan bölgelerini gözlemlediğimiz yöntemler var. Mesela işlevsel Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) ve Pozitron-Emisyon-Tomografisi (PET) gibi yöntemler bunlar.  Bu yöntemlerle kişiyi müzik dinlerken inceleyebiliyoruz. Yine aynı şekilde bir kişi alet çaldığını düşünüyorsa, bir aleti çaldığını hayal ediyorsa, beyinde o aleti çalmayla ilgili bölgelerin sanki alet çalınıyormuş gibi aktif olduğunu gözlemliyoruz. Bu durumda beynin çok geniş alanları hep birlikte müzik algısını oluşturuyor ve müzik işlevine katılıyor gibi gözüküyor.”

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir