Beynin Sırları 37: Anksiyete

İnsan Beyninin Müthiş Sırlarını çözmeye yönelik TRT’nin 39 Program olarak hazırlamış olduğu “Beynin Sırları” Programının bu bölümde Anksiyete konusunda Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Doç.Dr.Orhan Murat Koçak bizlere bilgiler veriyor. 

Canlılarca deneyimlenen kaygı, korku, gerilim, sıkıntı hali.. Anksiyete kimlerde, neden ve nasıl ortaya çıkıyor? Tedavi edilebiliyor mu? Bu iç çatışmalar acaba nasıl sonuçlanıyor?

Özel ilgi alanları arasında ankiseyete bozuklukları olan Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Doç.Dr. Orhan Murat Koçak aksiyetenin ne anlama geldiğini şu şekilde tanımlamaktadır;

“Anksiyete varoluşun herhangi bir boyutuna dönük tehdit algılandığında veya yaşandığında ortaya çıkan bir duygudur.”

Peki, acaba anksiyete hangi durumlarda ortaya çıkabiliyor?

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Bedensel, vücut bütünlüğüne dönük herhangi bir tehditte de ortaya çıkabilir. Bunun dışında psikolojik anlamda, kimlik, kişilik anlamında bir tehdit algıladığımızda da ortaya çıkabilir. Bundan dolayı, varoluşun herhangi bir boyutuna dönük tehdit tanımını yapıyorum.”

Yapılan tanımlar gereği ankisiyete ve korku arasında bir ayrım yapılması gerekliliği ortaya çıkıyor. Çünkü anksiyete ve korku aynı anlama gelmiyor.

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Kişi için somut tehdidin biçimlenmediği duyguyu konuşuyor oluruz. Korku dediğimizde ise tehdit daha somuttur. Gece karanlıkta, mezarlıkta yürümek herkes için ürkütücüdür.  O sırada yaşanılan şey ansiyetedir. Ama mezarlıkta bir de havlayarak üzerimize geldiğini gördüğümüz bir köpek, bizde korku oluşturur. Somut anlamda kafamızda biçimlendirmemizi bu örnek sağlayabilir.”

Anksiyete bozuklukları, panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu ve agorafobi, sosyal fobi ve özgür fobi gibi fobik bozuklukları barındırıyor. Peki, acaba anksiyete toplumda ne sıklıkla görülüyor?

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Anksiyete bozuklukları aslında psikiyatrik hastalıklar arasında en yaygın gözüken hastalık grubu diyebiliriz. Yaşam boyu yaygınlığı %15-20’leri buluyor. En yaygın görülen anksiyete bozukluğu özgür fobilerdir.”

Özgür fobilerin yanı sıra diğer fobiler %1-2 oranında görülebiliyor. Bunun dışında anksiyete bozuklukları daha çok kadınlarda, düşük eğitim seviyesi olan kişilerde ve düşük sosyo-ekonomik bireylerde ortaya çıkabiliyor ya da bu kişiler risk altında bulunuyorlar. Peki, toplumda sık görülen anksiyete bozukluğu nasıl belirtilerle kendini gösteriyor?

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Yaygın anksiyete bozukluğunda yorgunluk, sinirlilik, kas gerginliği, uykusuzluk gibi belirtiler ön planda oluyor. Dolayısıyla kişiler bu belirtiler nedeni ile aile hekimlerine ya da dahiliyeye başvurabiliyorlar.”

Panik bozukluklar ve fobilerle de karıştırılan anksiyete bozuklukları tehdit durumu ile ilişkili bir duygu olarak tanımlanabiliyorlar. Bu noktada organizmalar tehditle baş edebilmek için bir savunma yönetimi geliştiriyor.

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Kaç-Savaş-Dona kal” diye tanımladığımız üç tepkiyi biçimlendirmek amacıyla organize olmuştur santral sinir sisteminde ya da sinir sisteminde anksiyete ile ilgili sistem.  Nedir bu? Bir tehdit olduğunda ya kaçarız ya da savaşırız. Peki, “Dona kalmak” kısmı nedir?  Dona kalma kısmını, ne kaçabilecek ne de savaşabilecek durumdaki bir çocuğu düşündüğümüz zaman daha iyi anlayabiliriz. Günümüz dünyasını değil, tehdidin hayatın içinde yırtıcı hayvanların olduğu ya da tehlikeli ortamların olduğu durumu düşünelim. Yırtıcıların çoğunun harekete odaklı olduğu düşünülürse, dona kalmak onun dikkat alanından uzaklaşmaya olanak verebilir. Bu hali ile koruyucu olabilir. “

Peki acaba “Kaç-Savaş-Dona kal” tepkisi nasıl biçimleniyor? O an, karşı karşıya kalınan tehlike karşısında beyin nasıl ve neye göre bir karar vermemizi sağlıyor?

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Özellikle kaçmak ya da savaşmak için efektör sistem yani bu yanıtın verileceği sistem lokomotor sistemdir. Bunun tehdit karşısında uygun devinimini kazanabilmesi için hızlı bir ortam yaratılması gerekiyor. Bunun için hazırlanmış ve uyarlanmış bir sistem olduğunu düşünebiliriz.”

Peki, bu sistemin içeriğinde neler bulunuyor? Nasıl belirtiler ortaya konuyor?

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Hava açlığı, nefes alma isteği, göğüste bir baskı hissi, terleme, titreme.. Bunlar aslında organizmanın ihtiyacı olan (dolaylı olarak glikozun) ihtiyaçların hızlı sunulması için metabolizmanın hızlanması ile ilgili faktörlerdir.” 

Tüm bu sayılanlar hemen hepimizin başına gelmiş durumlar olabilir. Ancak tüm bunlar anksiyete hastası olduğumuz anlamına gelmiyor. Tanıyı kolaylaştıran belirtiler şu şekilde oluyor.

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Anksiyete tanısını koymak için bu belirtilerin 6 aydan uzun sürmesini bekleriz. O anksiyetenin belirtilerine eşlik eden uyku bozukluğu, kas gerginliği, sinirlilik, tedirginlik gibi genel olarak o yaşama yayılmış endişe halinin hemen hemen her gün sürekli bir biçimde yaşanması ile ilişkili klinik bir durumdur.”

Anksiyete denildiğinde ilk akla gelen sorulardan biri; bu hastalıkla ilgili belli bir beyin bölgesinden söz etmek mümkün mü oluyor? Anksiyete hastalığının nörobiyolojisi ile ilgili acaba neler söylenebilir?

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Anksiyete denildiğinde akla ilk olarak limbik sistem gelir. Limbik sistem dediğimizde amigdala, hipokampus temel bölgelerini oluşturmaktadır. Özellikle amigdala, bizim duygusal yaşantımızın organizasyonunda çok önemlidir. Anksiyete bozukluklarında amigdala aktivitesinde artış, tekrarlayan fonksiyonel görüntüleme çalışmalarıyla gösterilmiş durumda. Amigdala sadece anksiyeteyi, korkuyu ya da öfkeyi değil, her duyguyu biçimlendirirken görev alan, rol alan, bir bilginin bir duyguyla eşleşerek kodlanmasında anahtar bölgedir.”

“Koşullu öğrenme de bir şeyi kaygı ile ilişkilendirdik. Orada o kaygı ile ilişkilendirdiğimiz şeyin kodlanmasında amigdala anahtar rol oynar. Bununda şöyle bir önemi var; tehdit oluşturan bir durumu kolay öğrenmeliyiz. İyi kodlanmalı ki tekrar onunla karşılaştığımızda kendimizi korumak adına daha hızlı yanıt verebilelim.”

Anksiyete hastalığında amigdala gibi bu hastalıkla ilgili bir başka beyin bölgesi ise otobiyografik belleğimizin oluşmasını sağlayan Hipokampus.

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Anksiyete ile ilişkisi, anksiyete yaşanan durumun bağlamının kodlanması ile ilişkilidir. Nerde yaşadık? Nasıldı orası? Kimler vardı? Ne oldu? Bunun kodlanmasında çok önemli.”

Anksiyete hastalığı ile yakın ilişkisi olan beyin bölgelerinin yanı sıra sempatik sinir sistemi de bu hastalıkta büyük bir etken olarak öne çıkıyor.

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Sempatik sinir sisteminin aktivitesini doğrudan amigdala da biçimlendirebilir. Başka bazı beyindeki çekirdekler de biçimlendirebilir. Son olarak tabii ki korteks anksiyete de önemli. Özellikle de prefrontal bölge. O bizim tepkilerimizi biçimlendirme de özellikle de dengeli bir biçimde amaca uygun bir şekilde o tepkinin ortaya çıkması için prefrontal bölge aktivitesi önem kazanıyor.”

Bilim insanlarının bu alanda yanıtını buldukları soruların yanı sıra hala cevabı beklenen bilinmezler var.

Doç.Dr.Orhan Murat Koçak
“Beyinsel farklılıkları ne biçimlendiriyor? Peki, bu bölgeler aktivitesi ve işleyişi mikro düzeyde nasıl düzenleniyor? Santral sinir sistemini oluşturan hücresel organizasyon da ne gibi değişiklikler var? Genetik olarak neler belirleniyor? Çevre neleri belirliyor? Bir sürü soru hala açıklanmayı bekliyor.”

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir