Beynin Sırları 08: Beyin Kimyası

Dışarıdan bakıldığında benzer görülen beyinlerimizi yani bizi farklı kılan beyin kimyamızın yapısı, Beyin kimyasalları denildiğinde ilk akla gelen Noradrenalin, dopamin ve serotoninin Depresyondaki rolü, İnsanların dahi olabilmesi için gen faktörünün yanı sıra çevresel koşullarında önemi Prof. Dr.Eyüp Sabri AKARSU tarafından anlatılmaktadır.

Uyanık olduğumuz her saniye beynimiz hiç durmaksızın çevremizi tanıyor ve dünyamızı öğreniyor, hareket ve duyularımızı yönetiyor ve bizi biz yapan şeyleri belirliyor, benzer şeyler yaşıyor, farklı anlamlar çıkartıyoruz. Beyinlerimizin bu işleri ele alışı Beynin Sırlarını oluşturuyor.

Kafatası kemikleri içinde kütlesi yetişkinlerde ortalama 1300-1400 gr. olan beynimiz nöron ve glial hücreleri olmak üzere yaklaşık 1 trilyon hücreden oluşuyor. Beyindeki iletişim, sinir hücreleri arasında elektriksel ve kimyasal sinyallerle oluşuyor ve bu iletişimi ise nörotransmitter (uyarıcılara tepki) adı verilen kimyasallar gerçekleştiriyor.

beyin-anatomi

Özel çalışmaları arasında Termoregülasyon farmakolojisi, Prostaglandinler ve Nöronal fonksiyon gibi konular olan ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Ankara Üniversitesi Beyin Araştırmaları Merkezinde Araştırmacı olan Prof.Dr. Eyüp Sabri AKARSU’ya göre “Beyin Kimyası”;

“Beyin Kimyası” dediğimiz andan itibaren kavramının sadece beyine özgü olmadığını söylemem lazım. Çünkü vücudumuzu oluşturan her hücrenin kendine özgü bir kimyasal yapısı var. Dolayısıyla genel anlamda hücre kimyasından bahsetmemiz lazım ama beyin kimyası dediğimiz andan itibaren de beyini oluşturan hücrelerin birbirleri ile etkileştiği anda kullandıkları kimyasal maddeleri kastediyoruz beyin kimyası demekle..”

Beyin kimyasalları denildiğinde ilk akla gelen Noradrenalin, dopamin ve serotonin.. Bu kelimeleri bir yerlerden duymuş olma ihtimaliniz çok yüksek.

Prof.Dr. Eyüp Sabri AKARSU
“Örneğin; serotonin arttı ya da serotonin azaldı diye bazı ifadelerimiz oluyor. İşte bu serotonin dediğimiz şey kimyasal madde beyinde de bulan bir kimyasal madde ama sonuçta serotonin almış olduğu rol iki sinir hücresi arasında ki (bunlara nöron diyoruz) yani iki nöron arasındaki iletişimi sağlayan maddedir.”

Beyin santral sinir sisteminin işlevsel, hücresel birimi nöronlar arasındaki iletişimi, bizim davranışlarımızı, duyularımızı ve düşünmemizi kontrol ediyor. Beynin bu anlamda kimyası gayet basit olsa da bu kimyasalları beyin fonksiyonları ile ilişkilendirdiğimiz zaman ortaya bir karmaşa çıkıyor.

beyin-noron

Prof.Dr. Eyüp Sabri AKARSU
“Beyindeki fonksiyon ya da problem belki de güzellik şu..Bunlar çok hızlı çalışan hücrelerdir. Ne kadar hızlı? Kalbi uyaran sinirler saniyede 1-2 kere uyarılırken, beyini çalıştıran hücreler saniyede 40 defa uyarılır. Bu 40 defa uyarılan hücreler homojen yapıya sahip değil. Çok farklı yapılardırlar. Yani birkaç on milyon yapı aynı anda saniyede 40 defa birbirinin üzerine kimyasal saldığında anlamamızı güçleştiren bir durum ortaya çıkıyor. Davranışlarımız nasıl ortaya çıkıyor? Düşüncelerimiz nasıl ortaya çıkıyor? Duygularımız nasıl ortaya çıkıyor? Ve normal hayatımız içerisinde biz bunu nasıl kontrol edebiliyoruz konularına şu anda çok yanıt verebilecek durumda değiliz. Ama şunu biliyoruz. Bunları kontrol edenler, beyin kimyasını yani iki nöronun birbiri ile iletişimini sağlayan kimyasal maddeler aracılığı ile ortaya çıkıyor.”

serotonin

Bilinmezleri çok olan ve bu denli karmaşık olan bir sistem için bilim insanları peki bu kadar net nasıl konuşabiliyorlar?

Prof.Dr. Eyüp Sabri AKARSU
“Çünkü bu beyin kimyasını oluşturan kimyasal maddeleri değiştirebiliyoruz, arttırabiliyoruz, azaltabiliyoruz ya da artmış bir kimyasal maddenin etkinliğini ortadan kaldırabiliyoruz. Bunları ilaçlarla yapmamız mümkün. Ama ilaçlarla tam olarak beyine ne yaptığımızı bilmekle beraber bu yaptıklarımızın ne şekilde beyin işlevlerini değiştirebileceği konusunda hala sıkıntılarımız var.”

Bilim insanlarının yürüttüğü bu çalışmalar sayesinde; orta vadede bu karmaşık yapının biyolojik temellerini kimyasal yolla açıklama yani beyin kimyasının davranışlarımıza nasıl yansıdığını anlamamız mümkün olabilecek. Bu alanda ölçüm yapılabilmesi ise en önemli gelişmelerden biri olacak.

Prof.Dr. Eyüp Sabri AKARSU
“Kalp atım sayısı, kan basıncı gibi değerlerimizin ölçümle ilgili herhangi bir problemi yok ama düşünce dediğimiz zaman, duygusallık dediğimiz zaman, örneğin kızdım dediğimiz zaman bunlara ilişkin bilimsel anlamda ölçüm yapabilecek ölçekler ya da ölçüm araçları yok elimizde. Beyin fonksiyonları bu anlamda kişiye çok büyük bir esneklik sağlıyor. Beynimizin bu kadar karmaşık olması bizi insan yapan en büyük özelliktir.”

Dışarıdan bakıldığında benzer görülen beyinlerimizi yani bizi farklı yapan şey, beyin kimyamızdır. Beyinle ilişkili olduğu düşünülen birtakım hastalıklar neden ortaya çıkıyor? Hastalıklar doğuştan mı geliyor yoksa çevresel faktörlerle mi oluşuyor?

genler

Prof.Dr. Eyüp Sabri AKARSU
“Her ikisinin de bunda rolü var. Bizim aslında son 20-25 yılda yapılan gelişmelerle insan genomunun ortaya çıkması ve bu genetik faktörlerin yani gen dediğimiz her hücremizde bulunan genetikle ilgili informasyonun beyin fonksiyonlarını nasıl etkileyebileceği konusunda giderek artan bir bilgi birikimine sahibiz. İnsanlar dahi olarak doğarlar ya da doğmazlar. Ama dahi olabilmesi için insanların uygun çevresel koşullarda geliştirilmesi gerekir. Gen-Çevre etkileşiminin bir sonucu olarak bu durumlar ortaya çıkıyor.”

Gerek çevresel etkilerle gerekse genetik yatkınlıklarla ortaya çıkan birtakım beyin hastalıklarının tedavisi ise geçmişe oranla yüz güldürücü bir seviyede..

beyin-kanamasi

Prof.Dr. Eyüp Sabri AKARSU
“Beyin kimyasına etkili olan ilaç seçeneklerimiz giderek artıyor. Bu seçenekleri kullanmak suretiyle kişide hoş olmayan birtakım davranışları değiştirme şansımız ortaya çıkıyor. Depresyon için yaptığımız fazla bir şey yoktu ama günümüzde depresyona karşı kullanabileceğimiz ve etkili olabilen birtakım ilaçlar söz konusu oluyor. Depresyonda olan bir kişinin beynine baktığımız zaman şu an için beyin kimyasındaki olan değişiklikleri anlayacak durumda değiliz. Ama ilaçların nasıl etki ettiğini biliyoruz. Beyine etki edecek ilaçlar verildiğinde beyinde serotonin dediğimiz kimyasalın ya da kimyasal aracı maddenin artmasına sebep oluyor. Bundan eminiz, bunun mekanizmalarını biliyoruz. Bu ilaçları verdiğimiz zaman beynin hangi bölgesinde serotonin artar onu biliyoruz. Bunların dozlarını biliyoruz. Serotonini az arttırmak ya da çok arttırmak mümkün. Hastaya verilen bu ilaçlarla hasta belli bir süre içerisinde iyileşebilir. Buradan şu sonuç çıkmamalı. İyileşen bir hastada demek ki beyinde serotonin eksikti. Ben bu serotonini yerine koydum ya da artması sağladım ve kişi düzeldi. İşte bu ilişkiyi kuramıyoruz depresyonda. Neden? Antipresan verdiğimiz zaman hastanın beyninde serotoninin ilk günden itibaren arttığını biliyoruz. Oysa kişinin depresyon dediğimiz semptomlarının iyileşmesi haftalar alıyor. Soru şu; ilacı verdiğim andan itibaren beyindeki serotonin miktarını arttırmama karşı neden ben bunun olumlu sonucunu alabilmem için haftalar boyu beklemem gerekiyor. İşte aradaki boşluk bu. Beyin kimyası ile başta da söylediğim gibi duyguları, düşünceleri ve birtakım davranışları açıklamaya çalışmak için daha yolun başındayız.”

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir